Advertisement

Customize
Dicle
03 October 2008 @ 07:16 pm

Haddime mi hala tartışılır; (hala tartışılmasına bayağı şaşıyorum) bir ara Türk bir fanfiction yazarı için eleştiride bulunmuştum. Her neyse, orada yapılan yorumlarda "Sen yazar değilsin ki, ne uğraşıp duruyon ulen!" tipli yorumlar gelmişti. Ben de bilmiş bilmiş "Hiç de bi kerem! Hayranlarım bilem var." demiştim. (İnanan olmuş muydu? Vallahi doğruydu ya!)

İnanmıyorsanız elimde ufaktan bir kanıt var elbet, http://www.ankaninsarkisi.com/ benim de co-admin (yardımcı admin) olarak görev yaptığım, kendi çapında ama samimi bir ortama sahip bir HP sitesiydi. Eğer menüde Hayran Hikayeleri, oradan da H/HR'nin herhangi bir bölümüne girerseniz, benim yazmayı geçen yaz bırakışıma rağmen insanların hala Eylül 2008'de dahi yeni bölüm istemekten vazgeçmediklerini göreceksiniz. Ya da kısaca buraya tıklayıp en aşağıdaki yorumları okuyun. Sanırım istenilen cevaplar alınmıştır.

Neyse, bugün bunu yazmayı amaçlamamıştım. Sadece A.Ş. açık mı diye kontrol ettim, çünkü 3 admini de ÖSS çalışmasına girince unutulmuştu; bir site 1 yıl terk edilince de dönmek kolay olmuyor.

Sizinle, A.Ş.'de de paylaştığım bir one-shot (Tek atış, tek bölümlük yazılar için kullanılır, yavaş yavaş da fanfiction alemi terminolojisini kapıyorsunuz - çakallar!) okutmak istiyorum, unutmayın, 7. kitap çıkmadan yazılmıştı, ve H/Hr (Harry/Hermione duygusal ilişkisi içeren -evet hala umudumuz vardı- fanfictionlar için kullanılır.) içermeyen tek hikayemdir. Yine de kendimi en yakın gördüğüm karakter, yani Hermione'nin ağzından yazılmıştır. Umarım beğenirsiniz.

Son Savaş

Hogwarts’ı terk edip Adı Anılmaması Gereken Kişi'nin, hayır artık onun adını söyleyebilmeliyim, Lord Voldemort’un peşine düşmemizin üzerinden 5 yıl geçti. 5 koca yıl… Artık 21 yaşında bir yetişkinim. Harry’nin Ginny’le düğününün üzerinden 2 yıl geçti… Ron’la nişanımızın üzerindense yalnızca 1 ay. Ginny’nin artık hayatına tek başına devam edeceğini öğrenmesi... Şu an üzerinden 1 dakika bile geçmedi. Yüzüne öylece bakıp onun gittiğini kabullenememesini görmeye dayanamayacağım…

Voldemort, peşine düştüğü hiçbir aileyi sağlam bırakmadı ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı’nın her üyesinin ailesi paramparça oldu, evet. Ama en çok kayıp veren aile Weasleylerdi. Bill, Fred (ardında kalan George’un artık ölüden bir farkı yok), Mr.Weasley ve Percy… Percy hatasını anlayıp bakanlığın saflarını terk ederek ailesine geri dönmüştü, Ölüm Yiyenler ise birbirine kavuşmuş bir baba-oğulu öldürecek kadar alçaktılar…

Harry… Son savaştan henüz kimseye bahsetmedim, kimsenin onun ölümüne neden olacak kahramanlığını takdir emesine ihtiyacım yok, onun ne denli kahraman olduğunu hiç acı duymadan söyleyemelerinin hiçbir anlamı yok.

devamı için buradan... )
 
 
mod: mutlu
 
 
Dicle
21 March 2008 @ 11:05 pm
Geçen yaz başladığım ve bu yaz devam edeceğim hikayemin ilk bölümü... Saros için.

Son bir gayretle bavulumu kapayıp üstüne oturdum, bu kadar çok kıyafeti o bavula sığdırmam mucizeydi. Kapanması ise daha büyük bir mucize olacaktı. Yaz tatillerinden nefret ediyordum, tüm yazımı Saros’un en terk edilmiş yerinde ailemle geçirecektim. Birkaç arkadaş da olmasa orada 3 ay boyunca çıldırmamak işten değildi. Kendimi yatağımın üstüne fırlatıp ellerimi başımın arkasına kavuşturdum, Antalya’da, lüks otellerin birinde güneşlendiğimi hayal etmeye başladım. Karşıdan afetin biri bana doğru yaklaşıyordu. Tam benim uzandığım şezlongun önüne durup bana gülümsemeye başladı. Ben gülümseyerek hayran hayran bu muhteşem yabancının gözlerine bakıp Alman mı Danimarkalı mı olduğuna karar vermeye çalışıyordum ki yüzü birden annemin yüzüne döndü.
- MELİİİİSSSSS!
Sıçrayarak uyandım, annem olanca gücüyle beni sarsıyordu. Rüyadan ayılmak için miyop gözlerimi kırpıştırdım.
- Of anne ya!!!
- Ne gülümsüyordun öyle kendi kendine uykunda, hadi kalk, bitmedi mi işin,ayy bu ne, toplamışsın yine bütün dolabını!
- Anne teker teker gel, kalktım işte, bu kadar alacaklarım, diye söylendim.
- Yandaki butiği de alsaydın, eksik kalmış.
- Hiç de bile, dolabımın yarısını bıraktım, zaten her şeyim küçülmüş!
- Aman Allah’tan! Baban, toplansınlar yola çıkalım, diyor.
- Daha makyaj malzemelerimi bile toplamadım! diye ufak bir çığlık koyvermekten kendimi alamadım. Babam acele etmek istediği zaman evden çıkışımız birkaç saniyeden fazla tutmazdı. Tabi annem oyalanmazsa.
- Hadi, annecik, sen oyalarsın onu...
- Tamam, tamam. İyi ne yapacaksan yap, çabuk ol, çıldıracak baban.
 

Annem odadan çıkınca, o yaza kadar biriktirdiğim bütün paramla aldığım değerli makyaj malzemelerini özenle çantama yerleştirdim, bu sırada askercilik oynarken yüzünü boyamak için göz kalemimi mahveden kardeşim Sarp’a birkaç küfür de savurmayı ihmal etmedim, ve bavulumu sürükleyerek odamdan çıktım. Babam, annem ve gözleri yarı kapalı duran Sarp kapı önünde toplaşmışlardı, babam sinirle saatine bakıp duruyordu. Allah’tan ailede bir bana kızmak adeti değildi.
- Nerde kaldın kızım, öğle sıcağına kalacağız.
- Tamam baba, çıktım!

Saat 8’di ama Sarp geçen gece gizli gizli bilgisayarla uğraştığından uyukluyordu, bir yandan onu, bir yandan bavulları sürükleyerek arabaya zar zor yerleştik. Sarp’ın başını kucağıma yatırdıktan sonra başımı pencereye yasladım, pencereden dışarıyı seyrederek Antalya hayallerine geri döndüm, babannemin deyimiyle “zevzek zevzek” gülümsememe bir türlü engel olamıyordum.
 

Öğlene doğru midesi kazınan Eren ailesi olarak, Saros’a varmıştık. Annem, herkesin eline yiyecek bir şeyler vererek bizi dışarı kovaladı –Hadi dışarı, temizlik zamanı!!!- babam ve Sarp arkadaşlarını bulmak için deniz kenarına gitti, bense hiçbir arkadaşımın Temmuzdan önce gelmeyeceğini bildiğimden tozlu yeşil bisikletimi çıkarıp ormanlık alana doğru sürmeye başladım.

devamı için buradan... )
Tags:
 
 
mod: sleepy
 
 
 
 

Advertisement

Customize